Salman Rushdie’yi ilk Floransa Büyücüsü kitabında tanımıştım. Anlatım tarzı, kurgusu ve hayal gücü ile tam bir şölen gibi gelmişti bana. Daha sonra birçok kitabını almış olsam da diğer kitabını yeni okumaya başlamıştım. Üst üste aynı yazarı okuyamamak gibi bir sorunum var. Kitapları çok akıcı olmasa da kolay okunuyor. Sonunu okumadansa hikayeyi anlayamıyorsunuz. Bana çok farklı gelen bir tarzı var Salman Rushdie’nin. Efsaneler ve masallar içinde uzun süreli bir yolculuk onun hikayelerini okumak. Bu kitapta da ilk karşıma çıkan, Floransa Büyücüsündeki gibi bir sayfada yazılmış olan birkaç söz. Bu sözlerden hoşuma giden biri var ki... Bayılıyorum desem yeridir. “Yazmam gereken kitabı, benden beklenen romanı yazmak yerine, bizzat okumak istediğim kitabı yarattım.” Çok hoş ve anlamlı değil mi? Hikaye İbn Rüşd ve Gazzali’nin fikirleriyle onların sonu gelmeyen çekişmeleri ile dolu. Şuna da değinmek gerekir ki, Yazarın babası İbn Rüşd’e olan sevgisinden dolayı Rushdie soyadın...