Bir yaz misafirliğe gittiğimiz evin odasında tanışmıştım ilk kez Tolstoy’la. Birkaç gün kalmıştık orada, çok küçüktüm o zamanlar. Bir gece yarısı okuduğumu hatırlıyorum. O zamanlar telefonlar tabletler yoktu. Birçok çocuğun yalnızca aterisi vardı. Aterisi olmayan bir çocuk gelmişse eğer eve ayıp olmasın diye birkaç kez oynatılır sonra kaldırılırdı bir çekmeceye. Kitap okuma yarışı yapardık akranlarımla. Öyle çocukluk gazı ile okumuş sonra da bu kitap benim olabilir mi demiştim ev sahibine. O da kırmamıştı beni. Anneme götürüp çantasına kaldırmasını söylemiştim. Yıllardır duran bu kitabı tekrar okumak için elime aldığımda o zamanlar bir şey anlamamış olsam gerek ki hiçbir şey hafızamda canlanmamıştı. Yine aynı iştahla okumaya başladım. Tolstoy bu ilginç uzun öyküsünde içimizde ki şeytanı öyle ustaca kaleme almıştı ki okurken uzun uzun düşünüyordum. Büyük yazarları okurken o durağan cümlelerde hem zihnimi kontrol etmeye aynı zamanda cümleleri anlamaya çalışıyordum. Öykünün iç...